14.8.09

adventureland


Superbad ile takip edilecekler listesine ekledigim yazar/yonetmen Greg Mottola'nin bu sefer senaryosunu da kendisinin yazdigi yeni filmi Adventureland bir klasik olarak ulkemizde gosterime girmiyor sanirim, en azindan su an gorunen o.

Filmimizin konusu 87 senesinde liseyi bitirdikten sonra New York'ta okuyacagini sanan James Brennan'in (Jesse Eisenberg) yaz tatilinde avrupayi gezme planlari yaparken ailesinin maddi durumunun terse donmesi sonucu para biriktirmek icin kendisini Adventureland adli oyun parkinda sacma sapan isler yaparken bulmasi ve orda tanistigi kisilerle -tabi ozellikle Kristen Stewart'in canlandirdigi Em karakteri ile- kaynasmasi ya da zaman zaman kaynasamamasi uzerine kurulu.

Yan rollerde ise en dikkat ceken isimler son donemin cikistaki ismi Bill Hader ve pek beklenmedik bicimde Ryan Reynolds. Burda bir parantez acarsak Bill Hader esas patlamasini ne zaman yapacak merak ediyorum dogrusu, son zamanlarda ne izlesem kendisine denk geliyorum. Ryan Reynolds'a gelirsek ben kendisini kariyerinin basinda zaten hep bu tarz filmlerde gorecegimizi saniyordum ama son donemlerde yer aldigi filmler ve canlandirdigi karakterlerden sonra boyle yaygarasiz ve neredeyse bagimsiz diyebilecegimiz bir filmde ustelik yan rollerden birinde karsilasmak ilginc oldu.

Filme donersek afisine Superbad'in yonetmeninden yazarsaniz insanlar nasil bir beklentiyle ve ne tarz bir film izlemek umidiyle giderler tahmin etmek guc degil, bu yuzden komedi beklentisi icersindeki izleyiciler baya bir yerden yere vurmuslar filmi. Eger tur olarak bir benzetme yapilacaksa Dazed and Canfused, Garden State yada daha yakin bir ornek olan Nick and Norah's Infinite Playlist tarzinda ulkemizdeki tabiriyle bir genclik filmi (kim buldu bunu acaba) demek daha dogru olacaktir. Ancak filmi siradan bir teen drama olmaktan cikartan unsurlar ise anlatimindaki sakinlik, benzerlerindeki kliselerden mumkun oldugunca kacinmasi, olay orgusunun yer yer fena halde gercek yasama benzemesi ve izleyicinin karakterlere kapilip gidebilmesi. Pazar sabahi aksamdan kalma uyanip hicbirsey yapmak istemeden yatar ya insan, iste tam o sirada cay yada kahveye arkadas bol sigara esliginde uclu koltukta yayilmak suretiyle izlenmesi lazim.

Bir diger bahsedilmesi gereken ve belkide filmin bu kadar hosuma gitmesine neden olan sebep ise kullanilan kiyafetler, mekanlar, arabalar ve hatta font secimine eslik ederek 80ler konseptini tamamlayan muzikleri. Score isini Yo La Tengo ustlenmis, soundtrack'te yer alan isimlerin ise birkacini sadece yan yana yazmak yeterli olacaktir; Lou Reed, David Bowie, The Cure, INXS, The Velvet Underground vs.

Bu kadar olumlu gorus belirttikten sonra Kristen Stewart ile ilgili birseyler soylemek sart. Into The Wild ile tanidim ben kendisini begendik iyi dedik hos dedik, Twilight zimbirtisindan sonra da onu iyice acildi ama yakin cevresinden birilerinin kendisine acilen oyunculugun dudaklarini buzusturup kenarlarini isirmak ve araba altinda kalmis kopek yavrusu gibi bakmaktan daha fazlasini icerdigini anlatmasi gerekiyor, zor yoksa boyle nereye kadar.

1 yorum:

espandos dedi ki...

güzel bir film ve güzel de yorumlamışsın. izlemeyenlere tavsiye edilir. (komedi değil ama yer yer komik) ;)